|
||||||||||
| "Ben İstanbul Üniversitesinde Anayasa ve Siyaset bilimi dersleri veriyorum, Teknik Üniversitede de Türk Devrim Tarihi hocasıyım. Ödevim nedir? Ödevim laboratuarım olan siyasi hayatın dinamiklerini, fikirlerini ve olaylarını ilim açısından incelemektir. Evvela siyasi olaylarla fikirler arasında münasebet kurmaya çalışırım. Sonra da fikirlerle olayların zamanının akımı içinde nasıl geliştiklerini, özlerini muhafaza ettikleri halde nasıl değişik şekillere büründüklerini, şekiller aynı kaldığı halde özlerin nasıl değiştiğini araştırırım. Benim için olay, olaydır. Ben önce olayı tespit ederim. Sosyal bütün içinde onu müşahade ederim. Şair değilim, beni incelediğim tablonun içinde bulamazsınız. Olaya dışardan ve değişik yönlerden bakmaya çalışırım. Sonra değerlendirme işine geçerim. Çünkü bir olayın iyi veya fena, ahlaki veya gayri ahlaki oluşu onu ortadan kaldıramaz, kaldırmaz." | |
| ( Batılılaşma Hareketleri, Önsöz ) | |
| "Mesleğinden zorla ayrılmaya mecbur edilen bir hoca, geride kalan yıllara baktığı zaman, 1955in tatlı hatırasıyla avunabilir. Doğrusu iyi bir sınıftınız. Bilgiye susmış gençlerdiniz. Doğru ve iyi bulmadığınız herşeye karşı tenkit heyecenı ile harekete geçen hukukçulardınız. Öğrenmekten yılmıyor ve bıkmıyordunuz. Gayet iyi hatırlarım, tek ve çift numaralar için ayrı ayrı düzenlediğim pratik çalışmalara hep birden devam ederdiniz. Bir hocanın sizleri etrafında görmesi, genç heyecanlarına biraz olsun düzen vermesi kadar zevkli bir şey tasavvur edemezdim." | |
| (Tarık Zafer Tunaya anısına, Ronay Aybay sınıfı üzerine söyledikleri.) | |
|
|
|
"Türkiye haritasını açın ve sosyal patlamaları bir bir yerlerine koyun; Rize ve dolaylarında çay isyanı, Giresun'da, Siirt'te maç isyanı, Kadirli'de, Söke'de resmi makamlara karşı isyan...
İstanbul'da, Batı Anadolu'da gittikçe büyüyen grevler... Doğu'da kaynaşmalar. Önce aranan, sonra basılan yurtlar..."
" Felce uğramış bir Parlamento hayatını da bunlara eklemeliyiz. İktidar partisinin içinde bulunduğu kopmalar, hizipleşmeler ve hükümetin başına kadar sıçramış yolsuzluk iddiaları..." "İşte bu tablo içinde, siyasi sorumlular, bu karmaşıklığı yatıştırmak için etkin, hem de çok etkin bir yöntem keşfetmişlerdir; Gençlik olaylarını bastırmak, bu amaçla da yeni ve şiddetli cezalar getirmek... Sanki memleketi bir baştan bir başa huzur içindedir. Her yanı süt limandır. Huzuru bozan yalnız ve yalnız gençlerdir. Tüm sosyal kurumlarımız "iyi"dir de, sadece yüksek öğretim kurumları "kötü"dür. Sindirilsin onlar, ağır cezalar konulsun bu tek çıban başı yok edilmiş olacaktır. Hangi sağduyu kabul eder bunu?" " Bozuk bir düzeni sürdürmek isteyenler, daha bir öğretim sistemine geçmek isteyenleri aşırılıkla suçlayamazlar. Her şey açık ve seçik; Siyasiler (tekrarlayalım: Devlet adamları değil) görevlerini yapmamışlardır. Görevlerini yapmayan yapamayan insanlar, ancak istifa ederler. Ama kendileri suçlu iken başkalarını suçlamaya hakları yoktur. Ağızları kapatma önlemleri aramaya ise hiç hakları yoktur." | |
| (T.Z.Tunaya, İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa) | |
|
"Kemalizm az gelişmişlikten Kurtuluş Savaşı'nın, doktirininin adıdır. Hem az gelişmişlik koşulları içinde kalmak, kalmak için geçmişin kovukları içine sığınarak yeni kuşakları ok yağmuruna tutmak. Hem de Kemalistiz demek... Ne akla, ne ilme, ne vatanseverliğe sığar.
Böylesine bir tezi savunursanız, laikliği, demokrasiyi, sosyal devleti yozlaştırıp, bir de Atatürkçüyüz derseniz, insanları başka almaşıklar aramaya zorlarsınız. Atatürkçülüğü bölersiniz. Herkes Atatürkçü kesilir. Gerçek ve yapma Atatürkçüler savaşı başlar. Hem bu nasıl demokrasi? Bir yandan en tutucu ve gerici çevreleri en etkili siyasal güçler haline getirerek devlet hayatını kontrol etmelerine imkan vermek... Bir yandan da değişme, kalkınma, bağımsızlık bilincini baltalamalarına göz yummak... Sonra da hürriyet var diyebilmek. Bu anaşinin adı demokrasi olamaz."
"Hukuk ve hukuki güvence hepimize lazım olan birşeydir. Bana da, bu genç arkadaşlara da, size de." "Laiklik, özellikle 1920den itibaren yavaş yavaş geliştirilerek, tamamen yerli ve milli nedenlerle bir anayasa kuralı yapılmıştır. Çünkü emperyalizmle savaşta, karşı devrim eylemleri din adına yürütülmüştür. Ve kendilerini dinci sayan çevreler, Batı uygarlığını hiristiyan medeniyeti saymakla, doğrudan doğruya işgalci kuvvetlerin dayandıkları ideolojiyle birleşmişlerdir. Bu durumda Laiklik taklit olarak alınmış değildir. İstiklal amacıyla savaşanların karşılarında tutucu çevreyi devreden çıkartmak için, devrimin yolunu emperyalizmin işbirlikçilerinden temizlemek için başvurulan doğal bir tedbir olmuştur. Devrim tümünün yapısal bir unsuru olmuştur. Ve bu bakımdan Laiklik bir savaş ilkesidir. Yine bu bakımdan laiklik başka ülkelerde var diye, bir onlara benzeme çabası değildir. Alt yapıyla ilişkisine gelince, yabancı boyunduruğundan kurtulmak isteyen bir toplumun, üretim düzenine ters düştüğünü söylemeye de olanak yoktur." | |
| (T.Z.Tunaya Anısına) | |
| "Laiklik ilkesi, bugün üzerinde en fazla tartışılan ideolojik ilke kuşkusuz laikliktir. Laiklik ilkesi gerçek ve ulusal anlamda, Osmanlı teokrasisinin reddidir. Bu suretle bir taraftan Batı demokrasisinin genel ilkelerine bir taraftan da Türkiye'nin siyasal gelişmelerine, tarihsel oluşlarına bağlıdır." "Türkiye'de iktidarda olsun muhalefette olsun, bütün partiler oy toplamak amacıyla, dini duyguları kötüye kullanma yoluna gitmişlerdir. Bu durum laiklik ilkesini anlaşılmaz bir hale getirmiştir. Bir taraftan laiklik ilkesini tarihsel bir zaruret olarak ve demokrasinin temel koşulu olarak kabul etmek, bir taraftan da laikliğe tamamen aykırı olarak, halkın dini inançlarından yararlanmayı bir seçim ilkesi haline getirmek, bizatihi devletin dayandığı etik ilkeleri, anayasanın kaynağı olan ideolojik sistemi inkar etmek gibi bir duruma yol açacaktır." "Eski düzen artığı çevreler ve azınlıklar,1918den 1966ya değin, en amansız düşman olarak laikliği seçmişlerdir.aslında Atatürkçülükle savaşmışlardır. Hala da savaşıyorlar. Atatürk, laikliği, devletin kurucu ve koruyucu unsuru saymıştır. Laikliği dinin elden gidişi olarak tanımlayanlar, çıkarlarının elden gidişi acısı içerisindedirler." | |
| (T.Z.Tunaya, Devrim Hareketleri İçinde Atatürkçülük) | |
|
"Siz de benim gibi bir insansınız, bana hükmetme ayrıcalığını size kim veriyor? İnsanlı tarihinin dönüm noktası bu soru ile başlar. İnsan aklı hakimiyet, siyasal iktidar, emretme-boyun eğme problemlerini bu soruyla çözmeye başlamıştır. Fransız ihtilali bu düşüncenin eseri, bir bakıma da zaferi olmuştur. Hakimiyet tacı kralın başından alınmış, milletin başına konmuştu. Halkın, vatandaşın sanatıdır bu...Avrupa'da yüzyıl sürmüş olan milliyetçi hareketlerin ve ihtilallerin en yenilerinden, en anlamlılarından birisi de, batılı yazarların da belirttikleri gibi, Türk devrimi olmuştur. Nitekim Atatürk, T.B.M.M deki söylevlerinden birisinde dünya ihtilallerine, Türk kurtuluşunu bağlar. Yeni Türkiye Devleti cihana hakim büyük ve kadir fikrin Türkiye'de tahakkuku, tecellisidir."
"Milli devlet Atatürk milliyetçiliğinin sembolü olmuştur. Meşrutiyet yıllarındaki milliyetçi akımlardan farkı, ırkçı, turancı, teokratik, beynelminelci unsurlara dayanmamış, bunları kesinlikle reddetmiş oluşudur. Atatürk milliyetçiliğinin ideolojik yönü budur. Milli, bağımsız bir Türkiye'nin manevi yaratıcısı bu akımdır. Dört bir tarafa çekilmeyecek kadar da açıktır." Peki yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin rotası nereye dönüktür? Sanırım o gün de bugün olduğu gibi yelkenler batıya doğru açılmıştı. "Kitabın ilk baskısı hayli tepki yarattı. Bugün, artık suçlama duvarı aşılmıştır, yeni bir öğretim sistemine doğru yönelmiş bulunuyoruz. Değişmeyen kafalara rağmen, baş döndürücü bir hızla, adeta kabuğunu terk eden bir dünya içinde yaşıyoruz. Üniversite -kısaca Yüksek Öğretim- bundan on yıl öncesindeki bilgi tekelciliğini ve üstünlüğünü kaybetmiştir. Artık, her problemin en iyi, en yeterli açıklanması ve çözümü Üniversiteden beklenmiyor. Gençler, üniversite dışı çevrelerden, daha fakültelere kaydolmadan, çok şeyler öğrenerek geliyorlar. Görevimiz ne? Biz dağınık fikirlere, mümkün olduğu kadar açıklık, tutarlılık vermek zorundayız. Parça parça bilgileri birleştirmek ödevimiz. Bu görevimizi açık bir dille, gerçeği söylemekten çekinmeyerek yapmamız gerekiyor. Türkiye'yi az gelişmişlikten kurtaracak aydın kafaların yetişmesine çalışmalıyız. Bu çağın insanları da dünkülerden ileride...Bu gerçeği kabul etmemek ve bu gerçeğe uymamak, hukuken olmasa bile, fiilen, kendi kendimizi emekliye ayırmakla bir olacaktır. İlim açıklık ister. Ağdalı terimleri siper edinmek...Bilinmeyen şeyleri "bildiğimiz gibi" deyip geçmek...Bilinenleri de yeni keşiflermiş gibi uzun uzun anlatmak...Bir çeşit ilim dili kurarak, konuları anlaşılması zor kılmak...Bunlar yozlaşmış Osmanlı metodunun son ve kötü gelenekleridir. Ben Cumhuriyetçiyim. Atatürkçüyüm. İlim hürriyetini köstekleyen geleneklerle her zaman savaşma gücünü de bu kaynaktan alıyorum. Üniversite öğretimi, hayatı yakından izlemeli, yurt ve dünya gelişmeleri öğrenciye, ilmin dürüst, araştırıcı ve gözlemci havası içinde anlatılabilmelidir. İlim "tabu" tanımaz. İnsanları, tabulaştırılmış kavramların etkisinden, köstekleyiciliğinden kurtarır. İlmin açıklığına ve yaratıcılığına bugün, her zamandan fazla ihtiyacımız var. Uzun süredir izlediğimiz Siyaset İlmi metodunun Anayasa Hukukuna, gerçeklere ulaşma bakımından, yararlı olacağına inanıyoruz. En azından elli yıl öncesinin tekrarlarıyla. Yirminci Yüzyılın bu döneminde bilgiye susamış genç insanların tatmin edilemeyecekleri gerçeğinden hareket ettik. Bu kitap, yeni bir metodun uygulanışıdır. Bir dönüm noktasında ve fikir kesmekeşi içinde bulunduğumuz bir aşamada, prensibimiz şu oldu: "Gün içinde değil, zaman içinde düşünmek.."(s. 57) Siyaset İlmi, siyasal hayatın bir tüm olarak, ilmi bir metotla incelenmesidir. İdare edilenler her zaman iktidarın "hikmetinden sual etmemişler"dir. İdarecilerin fikir ve eylemlerinin doğru ve adaletli olup olmadığını araştırma merakını ve lüzumunu duymamışlardır. Çağımızın büyük değişmesi, Siyaset İlmi adı verilen bir sosyal ilim kolunun doğmasına sebep olmuştur. İktidarlar bundan böyle, Nasihatnamecilerle Siyasetnameci'ler yol göstermiyor. Siyaset İlimcisi, ilmi araştırma yapmakla ödevli kimsedir. Gözünün önünde, her an sayısız siyasi eylemler cereyan eden bir kimse... Çeşitli karmaşık ve değişken olayları ayıklamak, netice bağlantısını kurmakla ödevli bir araştırıcı, bu ödevini yerine getirirken, bir laboratuvar çalışması yapmaktadır.(s.58) Siyasi olayları inceleyen Siyaset İlimcisi, iyi bir başbakan yetiştirme metodu aramaz. Onun amacı, gözlemlerine dayanarak, iktidarın kullanılmasına, el değiştirmesine dair açıklamalar yapmak, kanunlar bulmaya çalışmaktır.(3. baskı öndeyişden) Biz öğreticiler, karşımızdaki gençlere, dünü de bugünü de öğretmekle görevli kişileriz. Yarını onlar kendi buluşlarıyla ve kültürleriyle planlayacaklardır.(4. baskı öndeyişden) Anayasa Hukuku dersinin belirgin özellikleri vardır: Tarihsel yaklaşımı gerektirir. Karşılaştırmalı olarak okutulmalıdır. Bu karşılaştırma kendi kurumlarımızla yabancı kurumlar arasında olduğu kadar, kendi öncemiz ve bugünümüz açılarından yapılmalıdır. Bu da geçmişle güncelin yan yana ele alınması demektir. Ve her şeyden önce, bu ders geniş ve bilimsel bir görüşle anlatılmalıdır. Yapısı gereği, Anayasa Hukuku bir genel kültür dersi olmuştur. Üniversite öğretiminin ilk özelliği çağdaş olmaktır. Bir özelliği de, öğrenci-öğretici diyaloğunu, beraberce çalışma ve araştırma koşulları içinde kurmaktır. Bir özellik daha var. O da bilimsel düşünceye, objektifliğe ve hoşgörüye sahip olmak. Geçmişi bilen, geleceği de seven kuşaklar başka yöntemlerle ne yetişir, ne de yetiştirilebilir. Bilim insanlık için, yaşamımızda uygulanmak içindir. Daha iyi, daha dürüst, daha düzenli ve daha huzurlu yaşamak içindir. Ve bir tabu değildir. Ulaşılamayacak yerlerde de değildir. Anayasa Hukuku, bu bakımdan ışıklar getirebilir. Özgürce yaşamın düzenlenmesinde, korunmasında ve gelişmesinde bu rolünü kanıtlamıştır. Kavram kargaşasını önleyici, demokratik rejimin güvencelerini yaratıcı nitelikleri ise apaçık ortadadır. Tüm meslek yaşamımızda konularımıza bu açıdan baktık. | |
| Siyasi Müesseseler ve Anayasa Hukuku, (2. baskı, İst: Sulhi Garan Matbaası Varisleri Koll. Şti., 1969) |
|
|
| DERNEK MERKEZİ: İzzetpaşa Mah. Yeniyol Cad. İkizdere İşhanı Kat:4 Şişli / İSTANBUL |
| TELEFON : (212) 644 41 45 FAX : (212) 644 41 55 e-posta : iletisim@isbfmezder.org.tr |
| Bu site İstanbul SBF mezunlarının iletişimi için tamamen amatör bir ruhla hazırlanmıştır. |